Bismillahirrahmanirrahim
İngilizler Mısır dahil İslam Coğrafyası’nın büyük çoğunluğunu işgal edince otoritelerini sahip oldukları askeri güçle sağlamayı denediler. Fakat her bölgede onlara karşı yürekten gelen bir muhalefet, muhalefete baskın bir nefret vardı. Halk, hala Devlet-i Aliyye’nin mefahirini yaşıyor gibiydi. Fatih ve Ezher’in öncülük ettiği ilim merkezlerinin de İngiliz işgaliyle gelen Batı Aklı’nı tezyif ve tenkit etmeleri müstevlilerin işini iyici zorlaştırdı. Bu şartlarda İslam Coğrafyası’nda uzun süre kalamayacaklarını anlayan İngilizler, ideolojik hilelere baş vurdular: Müslümanları, Batı Aklı’nı her şeyin üzerinde telakki edecek bir anlayışa taşıyıp, İslam’dan uzaklaştırmayı planladılar. Böylece ümmetin muhalefet refleksini kökünden izale edeceklerdi.
Devamını oku »
İhsan ŞENOCAK
Kur’an’a tarihselci zaviyeden bakan modernist müslümanlar bu gün geldikleri nokta itibariyle ameli hükümlerin yanı sıra itikadi meselelerin arka planında da tarihi motifler aramaktadırlar. Zihinlere nakşedilmeye çalışılan İslam, “buhar gibi yerden göğe yükselen, sonrada yağmur olarak geri dönen” dinin adıdır. Tarihselci anlayış, İslam medeniyetini var eden değerlerin yekununa bu bakış açısını hakim kılma arzusundadır. Bu çerçevede Kur’an’ın açık hükümleri bir takım gayi formüllerle te’vil kılıfına sokulup reddedilirken, Sünnet; “çağdaş” kabul edilen değerler mi’yar ittihaz edilerek doğrudan devre dışı bırakılmaktadır. Sünnet’i etkisiz bir konuma taşımada müracaat edilen en belirleyici unsur ise “metin tenkidi”dir.
Devamını oku »
“İSNAD TENKİDİ”
Hz. İsa’nın inişiyle alakalı hadisleri rivayet eden ilk ravileri cerh eden Kırbaşoğlu, sonraki ravilerden oluşan isnad zincirini de tenkit eder. Ravi zincirinin güven vermediğini söyler. Tevatür derecesine varan hadisler içerisinde birkaç tane mevzu rivayetin yer almasını istismar eder ve bütün hadislerin mevzu olabileceğini ihsas eder.[68] Örnek olarak da nüzulü İsa ile alakalı hadisleri tedvin eden Keşmiri’nin “et-Tasrih” adlı eserini gösterir. Söz konusu eserin 82, 241 ve 242. sahifelerinde “sahih olmadığı açıkça ifade edildiği halde bazı rivayetlerin delil olarak ileri sürüldüğünü” söyler.[69] et-Tasrih’i tahkik eden Abdul Fettah Ebu Ğudde’yi Keşmiri’nin eserini “tamamen destekleyici notlar ve ekler ilave eden” bir meddah olarak takdim eder, sonrada Ebu Ğudde’nin mevzu ya da zayıf dediği rivayetleri kendi tesbiti imiş gibi sunar.
Devamını oku »
Muhammed Ali es-SÂBÛNÎ
(Türkçesi: Ömer Fâruk TOKAT)
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla
Allah Teâlâ’ya hamd ve âlemlere rahmet olarak gönderilen O’nun değerli elçisi efendimize salât u selâm ederiz.
Değerli kardeşim Prof. Dr. Süleyman Ateş’in, Türkçe olarak yayınlanan İslâmî Araştırmalar dergisindeki “Cennet Kimsenin Tekelinde Değildir” başlıklı yazısını[1] çevirmen aracılığıyla okudum. Hz. Âdem (a.s.) hasebiyle kardeşleri olan insanları savunma gayreti için kendisini kutluyorum; Mezkur makâleden anlaşıldığı üzere, sayın Ateş hiç bir insanın cehenneme gitmesini istememektedir. Bu, her mü’minin hatta her aklı başında insanın, beşeriyetin bütün fertleri için arzu ettiği değerli bir insânî taleptir. Çünkü bizler, bütün bir insanlık olarak kardeşiz ve Hz. Âdem’in çocuklarıyız. Nitekim Allah Teâlâ bunu şöyle ifade eder: “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının” (Nisâ, 1). Dolayısıyla akl-ı selîm bir insanın diğer insan kardeşlerinin kurtulmasını arzu etmemesi düşünülemez.
Devamını oku »
Halit İSTANBULLU
Dünya, bir gün ömrünü tamamlayacak; İçindekilerle birlikte yok olacak. Bu sonsuz tükenişin ne zaman olacağını bilmiyoruz. Malumatımız, yok oluşun emarelerini bilmekle sınırlı.
Allah Resulü (s.a.v.), risaleti müddetince Kıyametin zamanı ile alakalı sorulara sıklıkla muhatap oldu. Kur’an, hadiseyi şu ifadelerle anlatıyor: “Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır.”[1]
Devamını oku »
Bediüzzaman’ın eski arkadaşlarından İstanbul Medresetü’n-Nuvvab’ı pekiyi derecede bitirmiş olan ve son devrin Irak İmamı olarak adlandırılan Emced Zehavi, asrımızda İslâm düşmanlarını tadat ederken bilhassa üç cereyan üzerinde durur. Komünizm, misyonerlik, Siyonizm ve masonluk. Komünizm zamanın hükmünün icrasıyla ortadan kalkmış, geriye iki tehlike kalmıştır. Siyonizm ve misyonerlik. Siyonizm tahtında masonluğu da zikretmemiz icap eder. Diğeri de bir nevi modern haçlılık ruhu olan misyonerliktir. Devamını oku »
Ebubekir SİFİL
Bismillâhirrahmânirrahîm
Özellikle son yıllarda ülkemizin değişmez gündem maddeleri arasında kendisine sağlam bir yer edinen dinlerarası diyalog ve misyonerlik faaliyetleri, orta ve uzun vadede ülkenin geleceği üzerinde kalıcı ciddi etkiler yapabilecek tabiatı dolayısıyla, karşı karşıya bulunduğumuz handikaplar listesinin başlarına, hatta en başına yerleştirilmelidir. Devamını oku »
Adem TUNCER
İnsan, yapısı gereği kendi gibi olanlara yakınlık duyar. Samimiyetler “aynılıklar” üzerine kurulurken, zıtlıklar “ayrışma”lara neden olur. Bu sadece duygu dünyasının değil; din, bilim ve edebiyatın da temelini oluşturur. Gruplama yapmak “aynı” olanları bir araya getirmekten başka bir şey değildir.
Diyalog düşüncesinin temelinde de dinlerin öz olarak aynı olduğu kabulü mevcuttur. Literatürümüzde ise İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik üçü birlikte semavi dinler olarak isimlendirilir. Menşe itibariyle “aynılık” üzerine kurulan bu gruplama Kur’an ve Sünnet terazisine koyulduğunda ciddi problemlerle karşılaşmaktadır. Çünkü İslam’ın “silici” özelliği ve “yeganelik”[1] isteği mevcuttur. Bu durumda Yahudilik ve Hıristiyanlık “muharref” olmaktan öteye geçememektedir.
Devamını oku »
Murat HAFIZOĞLU
[*]
Hz. Musa (a.s)’dan uzun asırlar[2] sonra bile, İsrailoğulları’nın sapmalarla dolu inişli-çıkışlı serüveni boyunca bir dizi peygamber aralıksız bir şekilde “kavm”i istikamet üzere tutmaya çalışmış, birçoğu bu uğurda canını vermiştir.
En son Hz. Zekeriyya ve oğlu Hz. Yahya (ikisine de selam olsun) İsrailoğulları’nın önüne geçerek “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak” diye haykıracak, ancak bilahare Mesih (a.s)’a yönelecek olan öfke, şiddet, gayz ve sapkınlık daha önce onları yutacaktır.[3]
Devamını oku »
Son derece netameli hale sokuldu bu iki mesele! Diyaloğu basit insani ilişkilerin ötesine taşıyanlar:
a) Bu tebliğ için müzakere, muhavere ise hadi olsun.
b) Karşılıklı dokunulmazlığı, saldırmazlığı sağlamaksa o, dinler arası değil de toplumlar arası siyasi ilişki gibi olur ki, bunda da beis yok…
Devamını oku »
Mehmed Şevket EYGİ
İSLAM tarihinde zuhur eden ilk büyük fitne ve fesat hareketi Hulefa-i Râşidîn’in üçüncüsü Hazret-i Osman Zinnureyn Hazretlerinin hilafeti zamanında, yalancıktan ihtida etmiş Yahudi Abdullah ibn Sebe’ tarafından çıkartılmıştır. O günden beri, fitneler, fesatlar, sapıklıklar, bozukluklar, suikastlar devam etmektedir. Zamanımızda bunlar yoğunlaşmış ve şiddetlenmiştir.
Devamını oku »
Alim YÜCER
Hiç şüphesiz sözün en hayırlısı Allah’ın kitabıdır. En hayırlı yol ise Muhammed (s.a.v.)’in yoludur. İşlerin en kötüsü, sonradan ortaya çıkarılan bid’atlardır. Her bid’at sapıklıktır.[1]
İnsanların ayıplarını araştırmak dinimizde yasaktır. Fakat mesele din ve ilim olunca durum değişir. Özellikle muhaddislerin cerh ve tadil konularında hadis rivayet eden kişilerin tüm hallerini araştırdıkları ve haklarında adildir veya değildir hükmünü verdikleri erbabınca malumdur.
Devamını oku »
Son yıllarda İslam alimlerinin öncülüğünde sivil İslamî organizasyonların artış göstermesi kuşkusuz memnuniyet verici bir gelişme. Bu organizasyonlar İslam alimlerini bir araya getirerek ulema sınıfının birbirlerini tanımalarına ve görüş alışverişinde bulunmalarına sağladığı katkıyla özellikle takdir edilmelidir. Yakın bir tarihte İstanbul böyle bir organizasyona ev sahipliği yaptı. 29 Haziran Perşembe günü akşam Grand Cevahir Otel’in kongre salonunda Avrupa Fıkıh ve Araştırma Konseyi’nin (AFAK) 3 gün sürecek 15. dönem toplantısının açılışı vardı. Devamını oku »
Ahmet AÇIKGÖZ
Alimler irfan şehirlerinin kurmaylarıdır. Rütbelerin en büyüğü “ilim” onların payesidir. Medeniyetin önünde onlar vardır. İnsanlık tarihi müsbet kazanımlarını onlara medyundur. Çünkü onlar, insanlığın en büyüğü; Allah Resulü’nün (s.a.v.) varisleridir. İslami değerler adına sahip oldukları her şeyi Peygamber’den (s.a.v.) aldılar. Fıkıh, tefsir, kelam gibi izzet, itibar da Peygamber (s.a.v.) menşelidir. Hakim güce karşı koymayı, “hayır” demeyi O’ndan (s.a.v.) öğrendiler. Önce ilme belendiler sonra saltanata, zulme, müşrik idarelere karşı dik durdular. Habil’den, İbrahim’den, Hazret-i Resulullah’tan gelen muazzez bir sünnetti bu dik duruş. Devamını oku »
İnkişaf : Hocam isterseniz Fâtih Câmii ile başlayalım…
Tabii. Bu câmi ilimde çok feyizli, çok bereketli bir yerdi. Ama maalesef şimdi eser kalmadı! Buralarda Buhâri-i Şerîf okutulurdu. Kavâid bâbından Mukaddime-i İbn Salâh okutulurdu. Sonra burada, efendim, okutulan derslerin arasında İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn de vardı. Kâdi tefsîri ve Hidâye vardı… Tasavvuf’dan da Risâle-i Kuşeyrî okunurdu. Ben bizzat bu derslere şâhid oldum, bunları gördüm ve bu derslerde hâzır bulundum. Devamını oku »
M. Salih YÜCESAN
“Ignace de L’oyola ile Pierre L’ermite’in geç kuşak torunlarının,” dedelerinden irsen devraldıkları “kurtarıcı Mesih gelerek yeryüzünde cenneti kuracak, altın çağı getirecek, ırmaklardan şerbet akacak, ahali kayalarda bal yalayacak, bet bereket artacak, fakr u zaruret kalmayacak, ayrıca estek ve köstek miti üzerinde ısrar etmelerinin” bir maksadı olsa gerektir…
Devamını oku »
Nurettin DİNÇEL
MES’ELE BİR:
MA’LUMAT BİR: Şemseddin Ahmed bin Süleyman. Kemalpaşazade. Yani İbn Kemal… Kitaplarda anlatıldığına göre: “…Hemen her bilim dalında uzmanlaşmış, çok değişik konularda uzun süre değerlerini koruyan çeşitli eserler meydana getirmiş. Yavuz Sultan Selim’in ölümü üzerine yazdığı mersiye ve bazı şiirleri dikkat çekici imiş. Tefsir, hadis, kelam, akaid usul, tarih gibi pek çok ilimle iştigal etmiş; çağının belki çağların en mühim ulemasından biri…” haline gelmiş imiş.
Devamını oku »
Doğudan fışkırmış,
Doğunun gerçek ruhuna ermiş,
onu örnekleştirmiş, nefsinde halkalamış,
Batıya doğru yürütmüş,
handiyse Batıyı devirecek hale gelmiş;









