Yahya ARSLAN
Firavun, Karun ve Bel’am Baura… Üçünün de ortak özelliği Hz. Musa’ya karşı olmaları. Kaybettiklerini anlayınca sureta zihniyet değişikliğine gittiler, saf değiştirdiler, reddettikleri medeniyetin en ön safında yer aldılar. Dinin bağlıları olarak, din düşmanlığı yaptılar. İfadeleri, dinin hakikatiyle eş değer kabul edildi.
Hz. Musa ile mücadele edenler, yenildikleri gün büyük bir zafer kazanmışlardı. Mü’min görünüp, dışarıdan yapamadıklarının belki yüz katını yaptılar, Tevrat’ı elleriyle tahrif ettiler. İhtiyarlarını Allah’ın muradına tercih ettiler. Ahbar, Haham adı altında Musevi Bel’am Bauralar icat ettiler. Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
Ebubekir SİFİL
Modern zamanlarda Batılı Müsteşrikler marifetiyle üzerinde soru işaretleri oluşturulmuş, onların söylediklerini “kopyala-yapıştır” yöntemiyle çoğaltmayı “ilim yapmak” ve “Din’i kurtarmak” zanneden yerli Müsteşrikler eliyle de “tekinsiz alan” olarak ilan edilmiş bir konuyu mercek altına almayı amaçlayan bu yazı, birkaç yönden çerçevelendirilmek durumunda.
Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
Halit İSTANBULLU
Sahabi arkadaş/dost olmak anlamına gelen sohbet/suhbet kelimesinden müştak bir kelime. Bunun için muayyen bir ölçü yok, “sahabi” az ya da çok başkası ile birlikte olan herkese şamil. Bu yüzden; “falanca ile bir yıl, bir ay, bir gün ve hatta kısa bir an beraber oldum” derken sahibe/beraber oldu fiili kullanılır. Kelimenin sohbet çerçevesinde kazandığı geniş anlam, günün belli bir anında Allah Rasulü (s.a.v.) ile birlikte olan kişiyi de içine almaktadır.
Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
İhsan ŞENOCAK
Sahabe İslam’ı saf haliyle yaşayan ve sonraki kuşaklara aktaran ilim elçileridir. İnsanlar, Allah Rasülü’nü (s.a.v.) onlar vesilesiyle tanımış ve doğrular, rivayetlerine muvafık kaldıkça bir değer kazanmıştır. Fıkıh, Kelam, Tefsir… büyük oranda onların naklettiği hadislerden neşet etmiştir. Her biri kabiliyeti nisbetinde medeniyetin inkişafına katkıda bulunmuş; kimi imareti, kimi siyaseti, kimi de rivayetiyle sonraki kuşakları beslemiştir. Peygamber sonrası zamana “Saadet Asrını” taşıyıp, yaşadıkları bölgelerde “İrfan Siteleri” kurmuşlardır. Allah Rasülü’nün (s.a.v.) Sünnetine en küçük bir müdahalede bulunmadan yapmışlardır bunu.
Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
TENKİT MEVZULARI
Şia’nın İmamiyye fırkasına mensubiyeti ile şöhret bulan Abdulhuseyin Şerefuddin, Ebu Huyeyre’yi tenkit gayesi ile kaleme aldığı eserinin mukaddimesinde, “O, cahil, yoksul, yetim, üstü başı çıplak biridir” der. İslam’dan önce adının duyulmamasını da eleştiri konusu yapar. Bütün bunları söylerken ilmi esaslara riayet ettiğini, yalnızca hakkı dile getirdiğini de vurgulamaktan geri durmaz. [53]
Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
Malatyalı Muhammed Reşad
Bu ‘unvânın sebebi beyânında
Malatyayı hazret-i muâviyye radiyAllahu ‘anh feth etmemiş olsa da olurdu. Maqsadım bîma’nâ mahallîcilik ile iştiğâl değil. Lâkin ashâb-ı kirâmın ‘aleyhinde en ğalîz iftirâlar edilen bir büyüğün emrinde, hâlen yaşadığımız memleketin bir hissesinin feth edilmiş bulunması vaqıâsını birtaqım râfızî dedi qodularından daha haqîqî gördüğüm i’tibârla xusûsiyle qayd etmek istedim. Bu şehrde yaşayan, hattâ bir qısmı râfızî olan insânların, yaşadıqları şehrin hazret-i muâviyye tarafından feth edildiğinden xaberdâr olduqlarını zann etmiyorum. Şâyet, hazret-i muâviyyeden sonra bu şehrin mükerreren kâfirlerin işğâline uğradığı behânesi ile merhûmûn fâtîhliği inkâr olunursa ‘acebâ bu pâye ile muttasıf kimimiz qalır?
Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
Recep YILDIZ
Bir pazartesi gecesiydi. Fatih’in çevresinde Haliç’e bakan bir evde dört köşesi kitaplarla dolu bir odada “Usul-u Fıkh” okuyorduk. Aslında başka dersler de vardı okuduklarımız arasında. Fakat bahse konu olan zamanda, rahlelerin üzerinde sadece “Usul” kitapları bulunuyordu. Dersin son anlarına doğru içeriye uzun boylu, kırk yaşlarında birisi girdi. Selamlaştık. Boş bir yere oturup dersi dinlemeye başladı. “Fatiha” dedikten sonra, nereli olduğunu sordum. “Azeriyim fakat İran’da ikamet etmekteyim” dedi. Ne işle iştigal ettiğini sorunca; tahsil için bulunduğu bütün mektepleri uzun uzun tâdat etti. Bunlar arasında teşehhüt miktarı bulundukları da vardı. Anlaşılan ya da anlatılmak istenen karşımızdakinin sıkı bir molla olduğuydu. Elân bir üniversitede ders okutmaktaydı.
Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
Mehmed Şevket Eygi
Bilhassa son otuzbeş seneden beri Türkiyemizde din konusunda birtakım alışılmamış olumsuz rüzgârlar esmeye başladı. Dinde reform, dinde değişiklik, dinde yenilik, ılımlı İslâm, Light İslam gibi tâbirler tedâvüle girdi. Asırlardan beri Ehl-i Sünnet sınırları içinde yaşayan Müslümanlar arasında dinî tartışmalar, çekişmeler şiddetlendi; ortaya büyük anlaşmazlıklar çıktı. “Birileri” Müslümanların kafalarını karıştırmak istemiş ve bunda başarılı olmuştu.
Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
Kerim WİSSA (Türkçesi: Yusuf HANİF)*
Bir semboller ve sırlar sistemi, azaları arasında uhuvveti istilzâm eden bir cereyân olarak masonluk, öyle anlaşılıyor ki Mısır’a ancak 18. asrın nihâyetinde, Napoleon Bonaparte’ın 1798’deki askerî seferiyle birlikte girmiştir. Bu çalışma, mezkûr târihden “Mısır Maşrıq-ı A’zamı”nın (Grand Orient d’Egypt, GONE) Mısırlı meşhûr üstâd-ı a’zamlarından (Grand Master) İdris Râgıb Paşa’nın 1922’deki ölümüne kadar masonluğun Mısır’daki târihini mevzû-i bahs etmektedir. Bu bir asrı ziyâdesiyle geçen zaman zarfında masonluğun –Nâsır tarafından 1961’de tamâmiyle lağvedilmezden evvel– Mısır’a girişine, tekâmülüne ve nihâyetinde sû-i şöhretine ve tezebzübüne şâhit olunmuştur.
Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
MAHALLÎ LOCALARIN ÂZÂ PROFİLİ
Mahrem bir ilim olarak tasavvur edilen masonluk mahrem bir cem’iyyetde olan yeminler, mahrem parolalar, âyinler gibi daha birçok esrarengiz vasıflara açıkça sâhib idi. Bu mahremiyet hâriçtekilerin (ki masonlar bunlara profane [mukaddesi olmayan, Y.H.] diye hitâb ediyorlardı) merâkını celbetmekle birlikte âzâ kabûlünde tâkib edilen müfrîd merâsim usûlleri boş merak sâhiblerini muhtemelen caydırıyordu. Masonlar hâlâ âzâlıklarını mason olmayanlara ifşâ etmeyeceklerine ve herhangi bir kimseyi mason olması için iknâ etmeye çalışmayacaklarına dâir yeminlidirler.[61] Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
Ahmet AÇIKGÖZ
Cübbe, takke, sarık bütün bunlar irticaya işaret ediyor, maziye dönmeye çağırıyordu. Surette değişim gerekliydi. Mahalle muhtarından, Cumhuriyet Halk Fırkası çaycısına, köydeki Ahmet Efendi’den, belediye meclisi azasına kadar herkes şapkalı olmalıydı.
Değişimi, damar damar bütün Anadolu’ya taşıyabilmek için kanun gerekliydi. 25 Kasım 1925’te kabul edilen yasaya göre Türk milletinin “umumi serpuşu”nun şapka olduğu resmen ilan edildi. Kanuna muhalif kalan tek kişi Bursa’nın sakallı mebusu Nusreddin Paşaydı.
Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
Müferrih b. Süleyman el-Kavsi (Türkçesi: Tevfik İŞCAN)
Efendim Mustafa Sabri Efendiyle olan ilişkinizden bahseder misiniz?
Altı seneden daha fazla kendisiyle beraber oldum. Bu süre zarfında hizmetinde bulunuyor, meclislerine katılıyor, bütün ilmi derslerine evinde devam ediyordum. Aynı zamanda kendisine en çok hayranlık duyan ve kitaplarını en çok okuyanlardan biriyim.
Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
Necip Fazıl KISAKÜREK
DOĞUNUN KENDİSİNE BAKIŞI
İslam’ın, kıt’a ifadesiyle kendisini görüşü kainat görüşüne eş, kıt’a, ırk veya kavim çerçeveleri hasisliğinin üstünde, bütün insanlığı bire irca edici ana kıymet olarak tek gaye etrafında halkalananlara “millet” ismini veren ölçüdür. Evet, dillerde süründürüle süründürüle gitgide öz delalet çerçevesinden çıkarılıp kavim manasına kullanılan “millet” mefhumu, gerçekte, İslam bayrağının altında toplananlara mahsus isim…Nitekim bütün dünyada, İslam görüşünce, iki millet vardır: Müslümanlarla Müslüman olmayanlar… “Küfür tek bir millettir” düsturu, İslam milletinin, kendi zıtlarına da topyekun ve tek millet gözüyle bakışındaki esası, aslında kendi nefsine bakış olarak billurlaştırır. Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
Ahmet TAŞ
“Bana yanmak düşüyor, yangın görsem resimde;
Yaşıyorum zamanın koptuğu bir kesimde.”
Her ne zaman, Necip Fazıl hakkında bir yazı yazmak istesem, körlerle fil hikâyesi aklıma gelir. Hangi yönü ele alınmalı, nereden başlamalı?.. Ardında yüz’ü aşkın, Himalaya silsileleri gibi eser ve hatıra bırakan bir şahsiyeti konu edinmek kolay olmasa gerek! Ele avuca sığmayan, dur durak nedir bilmeyen bir adam, fırtınalı bir hayat!.. Yunus’un deyimiyle “şol yel esip geçmiş gibi!”
Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
Mustafa AVŞAR
Türk fikir dünyasının eşsiz mütefekkiri: Cemil Meriç. Gözlerini Paris’te artık açamamacasına kaybedip, Konya’da dünyamıza da açan dev bir şuur…
Bütün ihtişamına rağmen, Üstad’ı hâla “araf”ta görenler var! Evet, belli bir dönem “araf”tadır Üstad. 60’lara kadar tecessüslerinin yöneldiği kutup: Batı’dır. Coğrafyasında tek kıta vardır: Avrupa. Yalnız diliyle Türk’tür. Konya yolculuklarının birinde, kaderin karşısına çıkardığı bir üniversitelinin “Sen bizden değilsin!” demesi, şuuruna alevden bir mızrak gibi saplanır. Kendi tabiriyle “uçurumun kenarında” uyanır. “Gerçeği görmek, hayatı sonuna kadar yaşamakla mümkün. Spinoza kırk dört yaşında ölmüş. Nietzsche kırk dört yaşında delirmiş. Ben yolumu kırk dört yaşından sonra buldum.”
Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
M.Salih YÜCESAN
-kendi semasından tek yıldız-
“Kurân-ı Kerim’de suç unsuru arayacak kadar tefekküre düşman” olanların yaşadığı, esip savurduğu uçsuz-bucaksız belhum edal ahırında; daha güzel bir dünya yaratmak için, ömür tüketen insanları unutmamak, “onlardan devreden mirası, yani ışığı istikbâle aktarmaya çalışmak;” her namuslu insanın vicdan borcu olsa gerektir.
Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
Târık Ziyâ
Takdîm edeceğimiz kitab, bir kısmı evvelden muhtelif zaman ve zeminlerde neşredilmiş, bir kısmı da ilk kez neşredilen te’lîf ve tercüme makâlelerden müteşekkil bir derlemedir. Makâlelerin tümü mâhiyet i’tibâriyle Ehl-i Sünnet müdafaası veya bid‘at tenkîdi sayılmasa da hepsinin, umûmiyetle, doğrudan veya dolaylı olarak bu mevzû etrâfında şekillendiği söylenebilir.
Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »
Ahmet TAŞ
Doğumunun 100. yılında
Üstad’ın aziz hatırasına…
HAMURKÂR’A DOĞRU
Bir ışık yüreği karanlıklara,
Gökte yalnız yanan bir yıldız gibi…
Sessiz yol alıyor aydınlıklara;
Yorgun adımları nurdan iz gibi.
Devamını oku »
Sayı:3 | Yorum yok »